Hayvanlar 3 dk okuma Mertcan Ilgaz
Yılanlar Neden Sürekli Dillerini Çıkarır
Yılanın çatal dili bir tehdit değil, koku toplayıcıdır. İki uçtan alınan örnekler karşılaştırılarak kokunun yönü bulunur.
Yılanların dilini sürekli dışarı çıkarıp geri çekmesi, çoğu insanda tedirginlik yaratır. Oysa bu hareketin tehditle bir ilgisi yoktur. Yılan, dilini bir tehdit aracı olarak değil, bir koku toplayıcı olarak kullanır. Havada ve zemin yüzeyinde asılı kalmış minik moleküller, dilin ıslak yüzeyine yapışır ve içeri taşınır.
Bu nedenle yılanın dili, bizim burnumuzun uzantısı gibi düşünülebilir. Yılan koku alırken nefes almak zorunda değildir; örnekleri doğrudan toplar. Dilin ucunun çatallı olması ise bu sistemin en akıllıca ayrıntısıdır.
Çatal Dilin İşlevi
Çatalın iki ucu, birbirinden birkaç milimetre uzaklıktaki noktalardan örnek alır. Beyin bu iki örneği karşılaştırır. Sağ uçta koku daha yoğunsa, kaynak sağ taraftadır. Bu, iki kulakla sesin yönünü belirlememize benzer bir mekanizmadır; sadece burada karşılaştırılan şey ses değil, kokudur.
Böylece yılan, bir iz sürerken yalnızca kokunun varlığını değil yönünü de öğrenir. Avın geçtiği yolu takip edebilir, eş arayışında doğru istikamete yönelebilir ya da bir tehlikenin hangi taraftan geldiğini kestirebilir. Görme yeteneği sınırlı olan pek çok tür için bu, hayatta kalmanın temel aracıdır.
Ağzın Tavanındaki Organ
Dil içeri çekildiğinde, üzerindeki moleküller ağzın üst kısmında bulunan özel bir yapıya aktarılır. Bu yapı, çiftler hâlinde bulunan küçük duyu keseleridir ve doğrudan beyne bağlıdır. Burada değerlendirilen bilgi, normal koku alma sisteminden ayrı bir kanalda işlenir.
Benzer bir organ yılanlara özgü değildir; kertenkelelerde, birçok memelide ve bazı başka gruplarda da bulunur. Atların ve kedigillerin dudaklarını kıvırarak yaptıkları o tuhaf yüz ifadesi, tam olarak bu organa hava göndermek içindir. Ancak hiçbir grup bu sistemi yılanlar kadar merkeze almamıştır.
Isıyı Gören Türler
Bazı yılan grupları, koku sisteminin yanında ikinci bir duyu daha geliştirmiştir. Göz ile burun deliği arasında bulunan çukurlar, ısı yayan cisimleri algılar. Bu çukurların içindeki zar, son derece küçük sıcaklık farklarına duyarlıdır. Karanlıkta hareket eden sıcakkanlı bir hayvan, yılan için ısıdan yapılmış bir siluete dönüşür.
Beyin, bu ısı görüntüsünü gözden gelen bilgiyle birleştirir. Sonuç, iki farklı duyunun üst üste bindiği bir algı katmanıdır. Gece avlanan türlerin karanlıkta bu kadar isabetli davranabilmesinin nedeni budur. Işık olmadan da avın konumu, uzaklığı ve hareket yönü belirlenebilir.
Kulaksız Ama Sağır Değil
Yılanların dış kulağı yoktur; bu nedenle uzun süre sağır oldukları düşünüldü. Gerçekte yılanlar sesi farklı bir yoldan alır. Zeminden gelen titreşimler çene kemiklerine iletilir, oradan iç kulak yapılarına ulaşır. Yaklaşan bir ayak sesi, yılan için havadan gelen bir gürültüden çok yerden gelen bir sarsıntıdır.
Havadaki seslere de tümüyle duyarsız değillerdir; ancak duyabildikleri frekans aralığı dardır ve alçak tonlara yoğunlaşır. Yılan oynatıcılarının müziğinin hayvanı etkilediği yönündeki yaygın kanı da bu yüzden yanıltıcıdır. Yılan, müziği değil, karşısında hareket eden cismi izler.
Yılanın bedeni de bu duyusal donanıma uygun biçimde kurulmuştur. Uzun gövde boyunca yüzlerce omur ve bunlara bağlı kaslar bulunur; bacaksız hareket bu esnek yapı sayesinde mümkün olur. Karın bölgesindeki geniş pullar zemine tutunur ve gövde dalgalar hâlinde ilerler. Kum, kaya ya da dal gibi farklı yüzeylerde farklı hareket biçimleri kullanılır.
Çene yapısı da alışılmadıktır. Alt çenenin iki yarısı önde sabit biçimde birleşmez; bu nedenle ağız beklenenden çok daha fazla açılabilir. Yılanın kendi kafasından büyük avları yutabilmesinin nedeni budur. Yutma sırasında çenenin iki yarısı sırayla ileri geri hareket ederek avı içeri çeker. Bu yavaş ve düzenli işlem, uzun bir sindirim döneminin başlangıcıdır.
Bir yılanı gözlemlerken dilinin ritmine dikkat etmek, hayvanın ne yaptığını anlamanın en iyi yollarından biridir. Hızlanan dil hareketleri, ilgi çekici bir kokunun yakalandığını gösterir. Yavaşlayan ve seyrekleşen hareketler ise sakinliğe işaret eder. Bize tehdit gibi görünen o küçük hareket, aslında dünyayı okumanın sessiz ve titiz bir yöntemidir.