Hayvanlar 5 dk okuma Selenay Koral
Balıklar Suyun Altında Nasıl Nefes Alır? Solungacın Mantığı
Balıklar suyu içmez, sudan oksijeni süzer. Solungaçların çalışma biçimi, suyun içinde soluk almanın havadakinden neden çok daha zor olduğunu anlatıyor.
Suyun altında saatlerce kalabilen, hiç yüzeye çıkmadan yaşamını sürdüren canlıları düşündüğümüzde akla ilk gelen soru basittir: nefes almadan nasıl oluyor da yaşıyorlar? Aslında nefes alıyorlar. Sadece bunu havadan değil, suyun içinde çözünmüş hâlde bulunan oksijenden yapıyorlar. Bu işi de vücutlarının en özelleşmiş organlarından biriyle, solungaçlarla başarıyorlar.
Solungaç, dışarıdan bakıldığında kafanın iki yanındaki kapaklardan ibaret görünür. Oysa bu kapakların altında, yüzey alanını olabildiğince artırmak üzere tasarlanmış katmanlı bir yapı vardır. Suyun içinde soluk almak havadakinden çok daha zor bir iştir ve solungaçların karmaşık yapısı tam olarak bu zorluğun cevabıdır.
Sudaki oksijen havadakinden çok daha az
Soluduğumuz havanın yaklaşık beşte biri oksijendir. Suda ise durum bambaşkadır. Suyun içinde çözünmüş oksijen miktarı, aynı hacimdeki havadakinin yüzde biri kadar bile olmayabilir. Yani suyun altında yaşayan bir canlı, çok daha seyrek bir kaynaktan aynı ihtiyacı karşılamak zorundadır.
Bunun üstüne bir zorluk daha eklenir: su, havadan çok daha ağır ve yoğundur. Bir hacim suyu solunum organından geçirmek, aynı hacim havayı geçirmekten çok daha fazla enerji ister. Yani hem kaynak azdır hem de kaynağa ulaşmak pahalıdır.
Suyun sıcaklığı da işi zorlaştırır. Su ısındıkça içinde tutabildiği oksijen miktarı azalır. Sıcak sularda yaşayan canlılar hem daha az oksijenle idare etmek hem de ısınmayla artan enerji ihtiyacını karşılamak durumundadır. Bu iki baskı aynı anda gelir.
Solungacın yapısı: yüzey alanı üstüne kurulu bir çözüm
Solungaç kapağının altında birbirine paralel dizilmiş kemersi yaylar bulunur. Her yayın üzerinde tarak dişi gibi sıralanmış ince yaprakçıklar vardır. Bu yaprakçıkların üzerinde ise daha da küçük, kat kat kıvrımlar yer alır.
Bu iç içe geçmiş katmanlanmanın tek bir amacı vardır: suyla temas eden yüzeyi büyütmek. Küçük bir hacme sığdırılmış olan bu yüzey, açıldığında canlının bütün vücut yüzeyinden çok daha geniş bir alan oluşturur. Az bulunan oksijeni yakalamanın yolu, olabildiğince geniş bir temas alanı sunmaktan geçer.
Yaprakçıkların içinde son derece ince damarlar dolaşır. Kan ile su arasındaki mesafe, yalnızca birkaç hücre kalınlığındadır. Oksijenin sudan kana geçmesi bu ince duvar üzerinden olur. Duvar ne kadar inceyse geçiş o kadar kolaydır.
Su nasıl akıp geçiyor
Solungaçların çalışması için suyun sürekli hareket etmesi gerekir. Durgun su, temas ettiği yüzeydeki oksijeni kısa sürede tüketir ve işe yaramaz hâle gelir. Bu yüzden solunum, bir akış düzeni üzerine kuruludur.
Tipik düzen şöyle işler: ağız açılır ve içeri su alınır, ağız kapanır, ağız boşluğu daraltılarak su solungaç yaylarının arasından geçmeye zorlanır ve sonunda kapakların altından dışarı atılır. Böylece su tek yönlü olarak akar; giriş ve çıkış ayrı ayrı yerlerdedir.
Bu tek yönlü akış önemlidir. Bizim akciğerlerimizde hava aynı yoldan girer ve çıkar; bu da her nefeste tazelenmeyen bir artık hacim bırakır. Suyun tek yönde akması ise temas yüzeyine sürekli taze su gelmesini sağlar ve verimi artırır.
Ters yönde akış: verimi artıran ayrıntı
Solungaç yaprakçıklarında suyun akış yönü ile kanın akış yönü birbirinin tersidir. Su bir yöne doğru akarken, hemen yanındaki damarda kan öbür yöne doğru ilerler. Bu düzenlemenin sonucu son derece etkilidir.
Eğer ikisi aynı yönde aksaydı, kan ile su arasındaki oksijen farkı kısa sürede eşitlenir ve geçiş dururdu. Ters yönde aktıklarında ise kan, yol boyunca her noktada kendisinden daha oksijenli suyla karşılaşır. Böylece geçiş, temasın sonuna kadar devam eder.
Bu düzen sayesinde sudaki oksijenin büyük bölümü kana aktarılabilir. Basit bir yan yana temasla ulaşılabilecek verimin çok üzerinde bir sonuç elde edilir. Az bulunan bir kaynağı bu kadar yüksek oranda kullanabilmek, ancak böyle bir düzenle mümkündür.
Bazı türler neden durmadan yüzer
Çoğu tür, ağız ve kapak hareketleriyle suyu kendisi pompalar. Böylece hareketsiz dururken bile solunumunu sürdürebilir. Dipte bekleyen, kayaların arasına saklanan türler bu yöntemi kullanır.
Bazı hızlı yüzen türler ise bu pompalama yeteneğini büyük ölçüde kaybetmiştir. Onlar ağızlarını aralık tutarak ilerler ve suyun kendi hızlarıyla solungaçlardan geçmesini sağlar. Bu yönteme koşarak soluma denebilir; ilerlemek zorunludur.
Bu türler için durmak ciddi bir sorundur. Hareket kesildiğinde solungaçlardan geçen su akışı da kesilir. Bu nedenle bu canlılar uykuya benzer dinlenme dönemlerinde bile yavaş da olsa ilerlemeyi sürdürür.
Sudan çıkınca neden nefes alamaz
Havada oksijen çok daha boldur. Buna rağmen sudan çıkarılan bir canlı kısa sürede solunum yetersizliğine düşer. Bunun nedeni oksijenin azlığı değil, solungaç yapısının havada işlevini kaybetmesidir.
Solungaç yaprakçıkları suyun kaldırma kuvvetiyle açık durur. Su desteği kalktığında bu ince yapraklar birbirine yapışır ve üst üste yığılır. Böylece devasa yüzey alanı bir anda küçük bir kütleye dönüşür; temas alanı neredeyse yok olur.
Bir diğer sorun kurumadır. Oksijenin kana geçebilmesi için yüzeyin nemli kalması gerekir. Havada bu yüzey hızla kurur ve geçiş durur. Yani sorun havanın kendisi değil, havada çalışmayan bir organla havadan yararlanmaya çalışmaktır.
Farklı çözümler geliştiren türler
Doğada bu kuralın istisnaları vardır. Bazı türler, sığ ve oksijeni azalan sularda yaşayabilmek için ek yollar geliştirmiştir. Bir kısmı yüzeye çıkıp ağzına hava alır ve ağız boşluğundaki damarlı yüzeylerden oksijen emer.
Bazılarında ise bağırsağın bir bölümü ya da yüzme kesesine benzer bir yapı ikinci bir solunum yüzeyi olarak kullanılır. Bu türler, çamurlu ve durgun sularda diğerlerinin dayanamayacağı koşullarda yaşayabilir. Kısa süreli kara yolculuklarına dayanabilen türler de vardır.
Bu çözümler solungacın yerini almaz, ona destek olur. Suyun oksijeni yeterliyken solungaç çalışır; azaldığında yardımcı yol devreye girer. Aynı canlıda iki farklı yöntemin bir arada bulunması, ortamın değişkenliğine karşı geliştirilmiş bir esnekliktir.
Suyun oksijen dengesi neden değişir
Bir su kütlesindeki oksijen miktarı sabit değildir. Yüzeydeki dalgalanma ve akıntı havayla teması artırarak oksijeni yükseltir. Durgun, üstü kapalı ve derin sularda ise oksijen azalır. Sıcaklık arttığında bu azalma hızlanır.
Su bitkileri gündüz oksijen üretir, gece ise tüketir. Bu yüzden yoğun bitki bulunan durgun sularda oksijen miktarı gün içinde belirgin biçimde dalgalanır. Sabaha karşı en düşük seviyeye inmesi olağandır.
Evde akvaryum bakanların hava motoru kullanmasının nedeni de budur. Amaç suya kabarcık göndermek değil, yüzeyi hareketlendirerek havayla teması artırmaktır. Suyun oksijenlenmesi büyük ölçüde yüzeyde gerçekleşir; hareketli yüzey daha çok oksijen anlamına gelir.
Solungaç, az bulunan bir kaynağı yüksek verimle toplamak üzere kurulmuş şaşırtıcı bir düzendir. Geniş yüzey alanı, ince geçiş duvarı, tek yönlü su akışı ve ters yönde ilerleyen kan; hepsi aynı sorunun farklı yönlerine verilmiş cevaplardır. Bu düzeni tanımak, suyun altındaki yaşamın neden bu kadar hassas dengelerle sürdüğünü de anlatır. Suyun sıcaklığındaki, hareketindeki ya da temizliğindeki küçük değişimler, o düzenin çalışma koşullarını doğrudan etkiler.